Bakan Ağbal: “Türkiye’nin böyle bir reforma ihtiyacı var. Çünkü mevcut sistem sürdürülebilir değil”

Maliye Bakanı Ağbal, referandum çalışmaları kapsamında bir dizi toplantıya katılmak üzere Mersin’e geldi. Bakan Ağbal’ın ilk durağı Mersin Ticaret ve Sanayi Odası (MTSO) oldu. MTSO’da düzenlenen İstihdam ve Üretim Destekleri ile Vergisel Düzenlemeler Toplantısında Mersin iş dünyasının temsilcileriyle buluşan Ağbal, ekonomiden Cumhurbaşkanlığı Hükumet Sistemine kadar uzun bir sunum yaptı. MTSO Başkanı Şerafettin Aşut’un ev sahipliğinde gerçekleşen toplantıya, Mersin Valisi Özdemir Çakacak ve Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Burhanettin Kocamaz da katıldı.

Bakan Ağbal, işadamlarına hitaben yaptığı konuşmada, cari açık vermeyen, hatta cari fazla verin bir şehirde bulunmaktan memnun olduğunu, Türkiye’nin de bir gün cari fazla veren bir ülke olacağını vurguladı. Ağbal, Mersin’in ekonomisi, girişimci yapısı, kültürel zenginliği ve toleransı esas alan anlayışıyla her bakımdan iftihar ettikleri bir şehir olduğunu ve her yönüyle Türkiye’ye yakıştığını ifade etti.

“Daralma devam ediyor ve uzun yıllar da 2009 öncesi gibi olmayacak”

2009 global krizinin küresel ekonomi için dönüm noktası olduğunu dile getiren Ağbal, 2009 öncesinin dünya ekonomilerinin daha büyük oranlı büyüdüğü, küresel ticaretin arttığı bir dönem olduğuna işaret ederek, “Sonrasında ise kısa sürecek denilen daralma maalesef devam ediyor ve uzun yıllar da küresel ekonominin geleceği hiçbir zaman için 2009 öncesi gibi olmayacak. Bugün geleceği ilişkin beklentiler 2009’dan daha iyi olmadığı çok net. Önümüzdeki birkaç yıla ilişkin olumlu gelişme var. Bu olumlu gelişmenin sebebi de 2016 yılı maalesef tüm dünya ekonomileri için 2009 krizinden sonraki en kötü yıl olması. 2009 sonrası küresel büyümenin en düşük olduğu yıl 2016 oldu. 2017, 2018 ve 2019 yılları küresel ekonomide büyümenin ılımlı şekilde yukarıya geldiği, küresel ticaretin tekrar yukarı doğru artış gösterdiği bir dönem olacağı beklentisi var. Bundan önceki yıllarda da özellikle IMF, Dünya Bankası ileriye dönük hep iyimser tahminlerde bulundular, ancak hep gerçekleşmeler bunun altında oldu. Küresel ekonomide işlerin beklenen ölçüde gitmediğini ifade etmekte yarar var. Fırsatlarımız var, risklerimiz var. Uzun dönemli çok farklı trendler var. Bunların farkında olmalıyız, dünyaya bakışımızı da bu riskler, tehditler, fırsatlar ve genel trendler üzerinden kurmak zorundayız” diye konuştu.

ABD seçimleri küresel belirsizlikleri başlatan bir seçim oldu”

Kısa dönemde Türkiye için ekonomide bir toparlanma beklendiğini dile getiren Ağbal, hem gelişmiş ülkelerde hem de gelişmekte olan ülkelerde ılımlı bir toparlanma olacağının altını çizdi. Son birkaç yıldır Avrupa’nın iyi gittiğini belirten Ağbal, Avrupa Birliği ülkelerinde 2013 sonrasında ekonominin yavaş yavaş toparlandığını, istihdamda artış meydana geldiğini, finansal kırılganlıkların azaldığını ve Türkiye açısından en önemli nokta olan talebin arttığını söyledi. Ağbal, “Bugün Avrupa pazarında artan bir iç talep var. Türkiye olarak bizi olumlu yönde etkileyecek. Yine petrol fiyatları yukarı geldi, bir takım emtiaların fiyatları arttı. Körfez bölgesi olmak üzere petrol, emtia ihraç eden ülkelerdeki ekonomik daralmayı bir miktar aşağı indirdi, toparlanma başladı. Bu da bizim için iyi, çünkü bu ülkelerle Türkiye olarak ticaretimiz var ve fırsat olarak gözüküyor” ifadelerini kullandı.

ABD seçimlerinin küresel belirsizlikleri başlatan bir seçim olduğunu kaydeden Ağbal, şunları söyledi: “Seçim sonuçlarına ilişkin bir beklenti vardı. Tersi bir sonuç oldu. Trump’ın ABD’de iş başına geldikten sonra hızlı bir şekilde kamu harcamalarını arttıracağı, vergileri düşüreceği şeklinde bir beklenti vardı, fakat orada da anlaşılıyor ki, bu ortaya konulan politikaların kısa sürede uygulamaya konulması mümkün gözükmüyor. Bu da bizim için bir belirsizlik unsuru. Bu da küresel ekonomiyi olumsuz yönde etkiliyor. ABD Merkez Bankası, ’Bu sene en az 3 defa faiz arttıracağız’ diyor. Mart’ta faiz artırımı geldi, önümüzde en az 2 tane daha faiz artırımı var. ABD’de faizlerin yukarıya gitmesi, bizim gibi gelişmekte olan ülkelerin hepsini etkiliyor, ister istemez faiz oranlarının yukarıya gitmesine neden oluyor. Bu da bizim açımızdan bir risk unsuru olduğunu söylemek lazım.”

“Dünyanın şu anda karşı karşıya kaldığı en büyük tehdit, özel sektör yatırımlarının aşağı gelmesi”

Dünyada ülkelerin ve özel sektör şirketlerinin borçluluk oranlarının arttığına da dikkat çeken Ağbal, borçlarda genel anlamda yukarı doğru bir gidişat olduğunu, bunun da Türkiye için iyi olmadığını, büyüme oranlarını aşağıya çektiğini ifade etti. Ağbal, “Dünyanın şu anda bana göre karşı karşıya kaldığı en büyük tehdit, özel sektör yatırımlarının aşağı gelmesi. Yani Türkiye’de de benzeri bir trendi görüyoruz. Özel sektör yatırımları artık eskisi gibi hızla artmıyor, yavaşlama eğiliminde. Ama bu hem gelişmekte olan hem de gelişmiş ülkelerde böyle. Bu küresel yatırımlardaki azalma bizim için ve bizim gibi bir birçok ülke için risk olarak duruyor” şeklinde konuştu.

Yapısal reformlarda gecikme olduğunu belirten Ağbal, şöyle devam etti: “Gelişmekte olan ülkelerin en büyük sıkıntılarından biri, sorunların halının altına süpürülmesi. Kimse yapısal sorunlara yapısal çözümler üretmiyor. Bugün Avrupa Birliği ülkelerinde gördüğümüz çözülme ya da siyasi çalkantıların arkasında yatan esas sebep, AB ekonomilerinin içine düştüğü yapısal sıkıntılar. Ama bunları çözecek bir siyasi idareyi Avrupa’da göremiyoruz. Bu meselelerin üzerine gidecek güçlü siyasi temsil yok. 2017 Avrupa’da seçimlerin olduğu yıl. Hiçbir hükumet bu yapısal reformları üretecek bir politika üretmiyor. Bu da ekonomiler üzerinde olumsuz etki meydana getiriyor.

Son yıllarda gelişmiş ülkelerde artan korumacılığın da öne çıkan bir olgu olduğunu dile getiren Ağbal, bu korumacılığın Türkiye’yi etkileyeceğini vurguladı. Göç ve mülteci sorunlarının da bugünün sorunu değil, önümüzdeki 10 yıllarca sürecek sorunlar olduğunu kaydeden Ağbal, günümüzde güç dengelerinin Uzakdoğu’ya kaydığını söyleyerek, ülke olarak dış dünyayı değerlendirirken güç merkezlerindeki değişimi takip etmek gerektiğinin altını çizdi.

“İstanbul’un global ‘hub’ olmaya doğru gitmesi ve değişen yolcu profili, THY’ye laptop yasağını getirdi“

ABD’nin Türk Hava Yolları’na (THY) getirdiği elektronik cihaz yasağına da değinen Ağbal, “ABD, Türk Hava Yolları’na bir laptop yasağı getirdi. Tamam getir. Peki, ne oluyor? Havacılık sektöründe dünyada neler oluyor? 1960’la bugünü karşılaştıralım. 1960’a baktığınızda, havacılık sektöründe global uçuş networkleri içinde ’hub’lar var. ’Hub’ dediğimiz, toplanma merkezleri. Bir taraftan bir tarafa giderken belli lokasyonlar var ki, bütün uçaklar orada toplanıyor. 1960’larda bu, büyük ölçüde Kuzey Amerika ve Avrupa’nın arasındaydı. Şimdi gittikçe bu tarafa doğru kayıyor. Şu anda Türkiye’ye geldi, İstanbul’a geldi. Şu anda biz 3. havalimanını yapıyorsak, aslında dünyanın havacılık sektöründe geldiği trendi yakalayarak bunu yapıyoruz. Çünkü artık İstanbul’daki bir uçuş noktası global ’hub’ olma yolunda. Onun için ‘150 milyon yolculuk bir havalimanı yapalım’ derken, bunun hiçbir realistik olmayan tarafı yok. Tam tersine son derece realistik. Ama niye? Şimdi bu güç merkezleri, global havacılık networku doğuya doğru kaydıkça, batıdaki havalimanları ve o ülke ve şehir ekonomileri kaybedenler liginde. Kazananlar yeni ’hub’ merkezleri. Türkiye böyle bir networkün üzerinde böyle bir avantajı yakaladı. Bizim bu avantajı kaçırmamamız gerekiyor. Biz bu avantajı kaçırırsak, global ’network’ içindeki nokta bir sonraki durağa gidecek. Onun için bu son derece stratejik” dedi.

“THY’nin uçan yolcu profili değişti”

THY’nin, özellikle son 7-8 yıldır transit yolcu sayısını aritmetik olarak değil, geometrik olarak arttırdığına işaret eden Ağbal, “THY’nin yolcu sayısı artıyor ama içeriden beslenerek artmıyor. İç hatlarda yolcu sayısı artıyor ama biz esas kazancı yurt dışındaki transit yolcudan alıyoruz. Enteresandır ki, bakıyorsunuz bugün, THY’nin İstanbul çıkışlı uçaklarına ABD’ye gittiğinde laptop yasağı getiriliyor. Niye? Çünkü THY’nin uçan yolcu profili değişti. Global üretim ve ticaret networkü içerisinde sürekli yolculuk yapan bir grup var. Bunların yaş ortalaması diyelim ki, 18-35 yaş arasında. Bunlar teknolojiyi çok iyi kullanıyorlar, bunlar ticareti ve finans sektörünü yönlendiriyorlar ve bunlar neredeyse 24 saat o bilgisayarlarıyla iş yapıyorlar. THY ciddi anlamda ’business class’ dahil olmak üzere bu segmentten ciddi yolcu alıyor. Şimdi kalkıyorsunuz siz, ’Ben buna böyle bir kural getirdim.’ Dünyada ortaya çıkan bu korumacılık eğiliminin geldiği noktaya bakıyorsunuz, zamanında ’dünyada her şeyi biz yaparız’ diyenler şimdi korumacı oldu. Yani zamanında liberalleşmeyi, küreselleşmeyi savunanlar korumacı oldu, şimdi küreselleşmeyi ve liberalleşmeyi biz savunuyoruz. Çünkü gücümüz artıyor, rekabette ön sıralara geliyoruz” diye konuştu.

“Türkiye’nin böyle bir reforma ihtiyacı var. Çünkü mevcut sistem sürdürülebilir değil”

Ekonomi sunumunun ardından 16 Nisan’da yapılacak anayasa değişikliği referandumu ile ilgili ayrıntılı bir açıklama yapan Ağbal, getirilecek değişiklikleri ayrıntılarıyla anlattı. Herkesin ilk cevaplaması gereken sorunun, neden böyle bir reforma ihtiyaç duyulduğu olduğunu dile getiren Ağbal, bugün ‘hayır’ diyenlerin neden hayır dediklerini dinlemek gerektiğini ifade ederek, şöyle devam etti: “Biz de diyoruz ki, Türkiye’nin böyle bir reforma ihtiyacı var. Çünkü mevcut sistem sürdürülebilir değil. Yönetimde istikrarsızlık riski var. Yürütme içinde çok başlılık var. Bugün bakıyorsunuz, bakanlar arasında bile bazen ‘sen şunu dedin, ben bunu dedim’ meseleleri olabiliyor. Dolayısıyla yönetimde, siyasette, vatandaşa hesap vermede tek bir yönetim olsun, hükumet olsun. Bugün Cumhurbaşkanı ayrı, başbakan ayrı. Bunun sıkıntılarını bugün çekiyoruz.”

“Bizim, bütün bu meydan okumalar karşısında çok daha hızlı hareket eden, hızlı karar alabilen, hızlı uygulama yapabilen bir sisteme ihtiyacımız var”

Yine sistemin çok yavaş olduğunu, mevcut sistemin bu sorunların çözümüne çok imkan vermediğini anlatan Ağbal, “Bunların birçoğunu kanunla yapmanız gerekiyor. Bir kanun yapmak kolay mı? Birçok noktada bir konuyu hazırlayıp Meclise sunsanız bile aylar, hatta yıllar alıyor. Halbuki kanun çıkarttığınız konulara bakıyorsunuz, aslında kanun konusu olmaması gereken, yönetmelik düzeyindeki düzenlemeler olduğunu görüyorsunuz. Peki, her geciken düzenleme, her geç çıkan kanun kime maliyet getiriyor? İşadamına maliyet getiriyor, ekonomiye maliyet getiriyor. Bir kanun üç ay geç çıktığında ihracatçı üç ay onu bekliyor. Onun için bizim riskler, tehditler, fırsatlar, bütün bu meydan okumalar karşısında çok daha hızlı hareket eden, hızlı karar alabilen, hızlı uygulama yapabilen bir sisteme ihtiyacımız var. Kuvvetler arasında yetki ve sorumluluk belirsiz. Bugün hangi konuda Meclis ne yapacak, hangi konuda hükumet ne yapacak belli değil. Zaman zaman bu kararnameyle de olur diyoruz, kanunla da olur diyoruz. Bazen yoruma dayanıyor iş. Onun için mutlaka ve mutlaka yasama, Meclis gerçekten yasa yapmada tek el olmalı, tek başına yasayı o yapmalı, yürütme de hükumet de vatandaşa hesap veren bir mekanizma olarak tek başına icraat yapabilmeli” ifadelerini kullandı.

Bir önceki yazımız olan AK Parti Mezitli Viranşehir SKM açılışı gerçekleştirildi başlıklı makalemizde Bilim Teknoloji, Borsa ve Döviz hakkında bilgiler verilmektedir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir